Bu Aralar Hayat

Yazar: Cumartesi, Kasım 28, 2015 ,

27 kasım 2015, kahvaltıda bisküvili pasta keyfi

Koskoca bir yılı daha geride bırakmaya günler kaldı. Posta kutuma yılbaşı temalı ürünler, reklamlar düşmeye başladıkça , bir garip oluyorum. Geçen senenin yeni yıl yazısını daha dün yazmışım gibi oysa.

Bir açıp bir kapayan Bodrum havasından mı, ufukta beni heyecanlandıracak her hangi bir planım olmamasından mı, evde sürüp giden karmaşadan mı, kişisel ilişkilerimdeki tatsızlıklardan mı (elbette hepsinden biraz) bilmiyorum, pek bir keyifsizim son günlerde. İşe gelmek hele hiç hoşuma gitmiyor. Konforlu bir otel odasında olsam günlerce, istediğim her şey ayağıma gelse, sıcak battaniyeler altında uyusam, okusam ve izlesem; hayalim bu. Mungan'dan Kağıttan Kaplanlar masalı, çok kartpostalvari filmler (Eternity and A Day mesela, dün akşam denedim ama izleyemedim, uykum geldi ) , bohem şarkıcılardan şarkılar olsa başucumda.

Aşağıdaki satırlar Kağıttan Kaplanlar Masalı'ndan:

/.../ Şu yaşımıza geldiğimizde örselenmiş bir yürekle, kimimiz sakatlanmış, kimimiz satılmış, iyi kötü bir denge tutturmuş gidiyoruz; üstelik hâlâ binlerce sorunla boğuşarak. Tabii hiç rahat değiliz. Yaşama sevinciyle köpürüp durmuyoruz. İçi katıldı bir çoğumuzun, ışıkları söndü. Daha ne olsundu istiyorsunuz? Şunca yıl içerisinde kaç kez ağır kimlik bunalımı yaşadık. Kendimizi adlandırma sancılarında içimiz boşaldı. Nerelerden nerelere savrulduk! Ben, tedirginliğimi, geçimsizliğimi, huysuzluğumu seviyorum, kolay kolay da kaptıracak değilim. Bu benim. Pembe kıçlı sarışın bir Amerikalı oğlanın neşe dolu dünyasına imrenme bile duyamayacak kadar yorgunum. Kendimi en iyi anlatan sözcük bu: Yorgunluk...


Yaş aldıkça melankoliye eğilimim artıyor, kaçırdığım trenler, yeni başlangıçların giderek zorlaşması, başka türlü olabilirdi duygusu, bol bol pişmanlık var heybemde.



Efsun'un 9. doğumgünü. Yerde, kucağında bebekle oturan ben olmalıydım mesela, o çocuk da Eren olmalıydı. Ey, hayat çok mu şey istedik?


Hep zor muydu birer bardak çay içmek havadan sudan konuşarak? Nedenlerin bir önemi yok, fazla geliyor bu aldanışlar, '' Bak o kadar da zor değilmiş arkadaş olmak'' dediğim nadir zamanların kelebek ömrü gibi kısa sürmesi, senden vazgeçmek için sebebe ihtiyaç duymayanlar, tek cümle ile hakkında kararını verenler vesaire vesaire.


Benim saçlar böyle, ekim ortasında kestirdim. Bu resimdeki eşyalar değişti, duvarın rengi de dahil.


İçinde ateş yanan bir ev, sağlıklı, cıvıltıları kuş sesini andıran çocuklar, kalbi kalbimle atan bir hayat arkadaşı, camdan görünen Bodrum'un ışıkları. Her şey için teşekkürler hayat, cömert davrandın bana çoğu zaman..(Yazar elbette kendisiyle çelişmektedir.)


Hiç aramam aslında ama bir ara epey çikolata yedim kahveyle. Hayat anlardan ibaret ve haz gün içinde sık bulunan bir şey değil, O nedenle diyete karşıyım arkadaş!


Yıllardır biriken üç kuruşluk puanla aldığım kitap. Berbat. Okuyamadım bile.  Son kitap seçimlerimden çok memnun değilim. Cem Mumcu; Kendine Bakma Kitabı, okumasam da olurmuş. Kırmızı Kedi yayınevinden 18 kitaplık bir seri aldım, henüz jelatini ile duruyor. Momo'nun yazarının diğer kitabı da öyle..


Geleceğin motor yarışçıları bizim evde. Pek heveslendi ama minyon yapısı sebebiyle sanmam ki motor kullanması yakın olsun. ('' Ben sınıftaki en küçük çocuğum'' diye dertlenmesi üzerine genel bir kontrol yaptırdık. Kemik yaşı biraz geride görünüyor. Akşamın en sıkıntılı saatlerinde, yorgunluk tvan yapmışken ''Amann, yemezse yemesin'' dedim hep , sanıyorum hata yaptım.''

Abi-kardeş epey kuduruyor evde. İtmeler, kakmalar, habire düşen Eren, sürekli mızıkçılık modunda Emre, bir çay içimi sürede tepeme düşen toplar,çocukların kendileri, habire canımı yakan vurmalar-çarpmalar- kafa atmalar, çikolatalı ellerle koşturan bebeler, her sofrada yesin diye uğraşılan büyük çocuk ve onu abu cuburdan uzak tutma gayreti derken günü, çoğu zaman suyu sıkılmış bir limon gibi bitiriyorum. Televizyon uzun süredir yok, dizüstünden bir şey açmaya da üşeniyorum. Çalışmak kurtarıyor beni. Sürekli evde olmak suya yazı yazmak gibi. Hiç kıymeti yok yapılan işin.

Eren müthiş bir tatlılıkla konuşuyor. ''Daaarptım'' diyor , çarptım demek. Gök gürlemesinden çok tırsıyor, verir misin diyor, su istiyor, pastaa diye bağırıyor, çikolata istiyor (gogolta) , bir ara 3-4 kez uyanıyordu geceleri, son haftada daha iyi, Emre çoğu sabah yedi buçuğu gösteriyor bize, Eren daha erkenci. Biz sabah çıkarken ''Ben de gelcem'' diyor ama bakıcı kendi arabasına götürünce ya da bisikletine binince çok üstelemiyor. Ağlamalı, çığlıklı dramatik ayrılmalarımız olmadı hi. Emre'de çok zorlanmıştık. El sallayarak işe gittiğimi hatırlamıyorum hiç.

Yılan hikayesine dönen  dekorasyon meselemizde bir parça yol aldık şükürler olsun. Bize kalsa yine zor olurdu da işin içine bir mimar kattık. Aslında son kararları hep biz verdik ama sayesinde vakit bulmak zorunda kaldık mağaza gezmeye vs. Beni çok zorluyor karar vermek, iyi bir planlayıcı değilim, bütçe belirleyemiyorum, olacaksa iyisi olsun diyorum bir yandan, diğer taraftan fahiş rakamlar olmasın istiyorum.

Berjeri ikinci elden 150 liraya aldım ve kumaşı seçerek kaplattım. Ben sonuçtan çok memnunum.

Koltuklar, perdeler ve boya değişti. Ayakkabılık, ayna, duvardaki ince çıtalar söküldü. Bunların hepsinin babamların burda olduğu üç hafta içinde olmasına sevinsem mi üzülsem mi ayrı konu. Halı, sehpalar, aksesuarlar , yemek masası gibi daha pek çok şey var alınacak ama bu kadarı oldu ya ona da şükür. 

Bu aralar böyle hayat. 

BENZER YAZILAR

0 yorum