Yaşamın Kıyısında Film Yorumu

Yazar: Salı, Şubat 07, 2017 ,



Lee ve Joe, Manchester by the Sea isminde bir sahil kasabasında (Gerçekte de varmış bu kasaba) yaşayan iki kardeştir. Lee'nin Randi adında güzel bir eşi ve 3 küçük çocuğu vardır (Afişteki çift). Joe denizcidir ve tek oğlu Patrick ve kardeşi Lee ile denize açılmak üçünün de en sevdiği şeylerden biridir.

Karısının hasta olduğu bir akşam Lee, 8-10 erkek arkadaşı ile bodrum katta eğlenmektedir. Alkol, esrar, bol gürültü, bağrış çağrışla devam eden gece , karısının herkesi kovması ile sona erer. Lee, evde bira kalmadığını fark eder, şömineye birkaç kütük atıp markete doğru uzun bir yürüyüşe çıkar. (Su gibi bira içmek sanırım bir ata sporu). Döndüğünde onu bir felaket beklemektedir.

Bu facia sonrası hayata küsen Lee, adeta bir ot gibi yaşamaya başlar. Sıfır duygu, sıfır istek, tv karşısında bira içerek, arada barlarda kavga çıkararak ölümü beklerken kasabadan gelen bir telefon tüm hayatını değiştirir ve geçmişine doğru yola çıkmasına sebep olur.

Filmi dün izledim hem de salonda tek izleyici olarak. Mısır gürültüsü yok, telefon ekranı yok, konuşma yok. Harikaydı.

Beyaz perde eleştirmeni 5 yıldız vermiş, başyapıt filan demiş. Kimden para alıyorlar, neden etkileniyorlar bilemiyorum. Bir kere yavaş bir film, sakin, bazı anlarda sıkıcı. Fonda çalan müziklerin çoğu bilinen klasik parçalardan seçilmiş. Olay örgüsünde, yaşanan facia dışında iniş çıkış yok. Şaşırtan, meraklandıran değil düşündüren, hüzünlendiren bir film bu.

Ben beğendim. Tüm oyuncular çok iyiydi ama Lee rolünde, Casey Affleck döktürmüştü. Felaketin gerçekleştiği sahneden sonraki beş dakika boyunca epeyce ağladım. Donmak, acıdan kahrolmak, çaresizlik  gibi tüm duyguları o kadar iyi yansıtmıştı ki sanki o an adamın yanındaydım. Çok sevdiğim bir şey de acayip bir gerçeklik hissi vermesiydi. Hastane, doktor, evler, morg filan sahiden o kasabanın mekanlarında çekilmiş olmalı, o an sahnenin içinde, insanların yanında duygusunu çok iyi yansıtmışlardı.

Beyaz perde eleştirmeni bu filmdeki erkekler için ''Acıklı, şaşkın, sevilmeyi anlaşılmayı bekleyen kocaman çocuklar '' derken kadınları '' Bir erkeğin canını yakmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan zalimler'' olarak tarif etmiş ki beni çileden çıkaran cinsiyet ayrımcısı bir yorum bu. Üç küçük çocuğu olan bir adamın sabahın körüne kadar af edersiniz öküz gibi adamlarla içki içmesi sonra da yine içki için yollara düşmesi ne kadar da ''çocukça'' değil mi? 

Aynı durumda bir kadın düşünün, bir facia sonrası, her gece içip, barlarda kafa göz yarma şansı var mı? Adamımız depresyona sığınmış, her şeyi bırakıp tek başına bir hayat kurmuş.  HANGİ KADIN BUNU YAPABİLİYOR? Ya babasının evine döner çileye devam eder ya duygusal/ bedensel bir sürü tacize katlanarak boğazını doyurmanın derdine düşer ya da birkaç çocukla kendini paralayarak yaşam savaşı verir. Bırakın bu hayat acemisi erkek geyiğini.

Sonuçta bu başkasının yorumu. Kendi fikriniz olsun isterseniz filmi izleyin. En azından sanal ortamlara düştüğünde.. 

BENZER YAZILAR

4 yorum

  1. Felaketi merak ettim çok. İzlemeye çalışacağım.

    YanıtlaSil
  2. Listemde izlenmeyi bekliyor, yakın zamanda seyrederim sanırım...
    Kadın ve erkek ayrımını çok seviyor bu eleştirmenler :)

    YanıtlaSil
  3. Teşekkür ederim izleyeceğim :)

    YanıtlaSil
  4. bir bitmedi bu 'çocuk'cu molozlar..
    bir dost

    YanıtlaSil